Hayret olmadan gayret olmaz. Tüm icatlar ve keşifler hayretin ve bu hayretle birlikte gayretin neticeleridir. Her gayret hayret ettiğin ölçüde olur. Aşağıda anlatılanlar hayreti yok eden etmenlerdir:
Ufuk ile hayreti karıştıranlar hayret ettiği halde, kendi ufkunu aşamaz ve yalancı hayretini yalancı bir gayretle yatıştırır. Bunlar hayret komasından kurtulabilmek için sebepleri kendilerine ilah edinmiş olan kimselerdir ki, bunların durumu kağıt üzerinde gezinen karıncaya benzer. Karınca kağıt üzerindeki nakışlara hayret eder ve bu nakışların kimin çizdiğini bilme gayretine girer. Yazık ki karıncanın ufku dardır. Kağıda inip kalkan kalemi görür ve işte hayretimin sebebi bu imiş der. Oysaki o karıncanın hayreti değil ufkudur.
Aşinalık, hayreti yok eder!.. Bir gün Güneş batıdan doğsa, dünya basınındaki tüm gündemler değişir ve kitle iletişim araçları hep Güneş’ten bahseder. “Bir Mucize Güneş Batıdan Doğdu”… “”Bugün İnanılmaz Bir Şey Oldu ve Güneş Batıdan Doğdu”… “Hayret! Hayret! Güneş Batıdan Doğdu”… Ne kadar ilginç değil mi? Güneş’in doğudan doğması hayret verici değil, ancak batıdan doğması hayret verici...
Merak duygusundan yoksun bireyler, ışığın lambada nasıl hapsedildiğini merak etmezler. Bunu düğmeye basmalarının neticesi olarak bilirler ve bu işin mahiyetiyle ilgilenmezler. Ne kadar da basit. Soyut bir şeyin, somut teller arasından geçip, somut bir yerde tutunmasında hayret edecek ne var? Düğmeye basıyorum oluyor.
Sebeplere aşırı bağlılıkta hayret etmeye engel. Bir tencerenin içine bir damla su atılıp dokuz ay boyunca kapağı kapatılsa, sonra kapağı açılıp içinden bir bebek çıksa hayret komasına gireriz. Ancak aynı bir damla su ana rahmine atılıp, dokuz ay geçtikten sonra bir bebek olsa hayret etmeyiz.
Zaman insanı hayretten alıp gaflete sürükler. Hamileliğini öğrenen kadın ertesi günü doğursa, bebeğimiz bir gün içinde büyüse ve koca bir adam olsa, yaramız anında iyileşse, saçımız sakalımız anında uzasa ya da beyazlasa hayret ederiz. Ama bu işler zamanla olunca hayret etmiyoruz.
Allah ve Rasul aşkına artık hayret edelim. Beş duyu ufkunu aşalım ve şu ülfeti üstümüzden atalım. Eşyayı kurcalarken maddeye takılıp kalmayalım. Merak edelim, hayret edelim. Sebepleri takmayalım sorgulayalım. Zamana kanmayalım arayalım. Hayret edelim ve bu hayretimizin hakikatine bulalım. Ertelemeyelim gayret edelim, ancak her şeyden önce hayret edelim.
Çok kelimelerle az bir şey anlatmaya çalıştım. Son sözü az kelimelerle çok şeyler anlatan üstad Necip Fazıl’a bırakalım. “Kuyruğu etrafında dönen kedi hayrette; Âlim ki, hayreti yok, ne boş yere gayrette! ...”
Ufuk ile hayreti karıştıranlar hayret ettiği halde, kendi ufkunu aşamaz ve yalancı hayretini yalancı bir gayretle yatıştırır. Bunlar hayret komasından kurtulabilmek için sebepleri kendilerine ilah edinmiş olan kimselerdir ki, bunların durumu kağıt üzerinde gezinen karıncaya benzer. Karınca kağıt üzerindeki nakışlara hayret eder ve bu nakışların kimin çizdiğini bilme gayretine girer. Yazık ki karıncanın ufku dardır. Kağıda inip kalkan kalemi görür ve işte hayretimin sebebi bu imiş der. Oysaki o karıncanın hayreti değil ufkudur.
Aşinalık, hayreti yok eder!.. Bir gün Güneş batıdan doğsa, dünya basınındaki tüm gündemler değişir ve kitle iletişim araçları hep Güneş’ten bahseder. “Bir Mucize Güneş Batıdan Doğdu”… “”Bugün İnanılmaz Bir Şey Oldu ve Güneş Batıdan Doğdu”… “Hayret! Hayret! Güneş Batıdan Doğdu”… Ne kadar ilginç değil mi? Güneş’in doğudan doğması hayret verici değil, ancak batıdan doğması hayret verici...
Merak duygusundan yoksun bireyler, ışığın lambada nasıl hapsedildiğini merak etmezler. Bunu düğmeye basmalarının neticesi olarak bilirler ve bu işin mahiyetiyle ilgilenmezler. Ne kadar da basit. Soyut bir şeyin, somut teller arasından geçip, somut bir yerde tutunmasında hayret edecek ne var? Düğmeye basıyorum oluyor.
Sebeplere aşırı bağlılıkta hayret etmeye engel. Bir tencerenin içine bir damla su atılıp dokuz ay boyunca kapağı kapatılsa, sonra kapağı açılıp içinden bir bebek çıksa hayret komasına gireriz. Ancak aynı bir damla su ana rahmine atılıp, dokuz ay geçtikten sonra bir bebek olsa hayret etmeyiz.
Zaman insanı hayretten alıp gaflete sürükler. Hamileliğini öğrenen kadın ertesi günü doğursa, bebeğimiz bir gün içinde büyüse ve koca bir adam olsa, yaramız anında iyileşse, saçımız sakalımız anında uzasa ya da beyazlasa hayret ederiz. Ama bu işler zamanla olunca hayret etmiyoruz.
Allah ve Rasul aşkına artık hayret edelim. Beş duyu ufkunu aşalım ve şu ülfeti üstümüzden atalım. Eşyayı kurcalarken maddeye takılıp kalmayalım. Merak edelim, hayret edelim. Sebepleri takmayalım sorgulayalım. Zamana kanmayalım arayalım. Hayret edelim ve bu hayretimizin hakikatine bulalım. Ertelemeyelim gayret edelim, ancak her şeyden önce hayret edelim.
Çok kelimelerle az bir şey anlatmaya çalıştım. Son sözü az kelimelerle çok şeyler anlatan üstad Necip Fazıl’a bırakalım. “Kuyruğu etrafında dönen kedi hayrette; Âlim ki, hayreti yok, ne boş yere gayrette! ...”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder