Cehennemin ateşinden ne diye korkuyorsun be gafil! Korkacaksan, Allah-u Zülcelâl’den kork!.. Zira O dilemedikçe ateş dahi kendi başına yakamaz. Peki cennetine niçin yöneliyorsun!.. Yöneleceksen, dini yalnızca Allah-u Zülcelâl’a has kılarak ona yönel!.. Zira o dilemedikçe ne yediğinden ne içtiğinden bir zevk alabilirsin. Hele Allah-u Zülcelâl’i sevmenin ve O’nun tarafından sevilmenin ne kadar büyük bir zevk olduğunu tatsan, onun muhabbeti yanında cennet sana zevk vermez, onun aşkının ateşinden cehennem dahi sana hiç tesir etmez.
Sebeplerin sahibi Allah-u Zülcelâl dileseydi ateşte ıslanır, suda yanardın. Nasılki şuursuz bir arabanın, şuurlu bir şekilde yolları kat etmesi arabanın marifeti değilse, hiçbir şuuru olmayan ateşin dahi önüne geleni yakıp yıkması ya da suyun herşeyi ıslatması kendi marifeti değil. Sebeplerin sebat ve istikrarı, gafil kalbini kör etmiş. Bu nedenle sebeplerin ve sonuçların yaratıcısı Allah-u Zülcelâl’i unutmuş, sebeplere kulluk ediyorsun. Doğduğun günden itibaren susuzluğun hep takla atarak geçmiş olsaydı, susuzluğunu takla atman sayesinde geçtiğini sanacaktın!.. Susuzluğunu gideren şeyin takla atmak olduğunu zannetmekle, su içmek olduğunu zannetmek aynı şey değil mi? Oruç tutmak, aç kalmak ve bitkin düşmek yüzünden zor geliyor. Çünkü sen doymayı gırtlağından geçen lokma sanıyorsun. Arabanın hareket kabiliyetini gaz pedalından sanmanla, elde ettiğin enerjiyi yediklerinden bilmen arasındaki fark ne? Bir de diyorsunki, yerin çekim kuvveti sayesinde ayaklarım yere basıyor. Kanatları olduğu için uçtuğunu sanan kuş beyinlilerden farkın ne? Suyun kaldırma kuvvetine öyle bir inanmışsınki, su üstünde gemilerin gitmesini neredeyse ondan bileceksin. Acaba ağırlıklar, halterin demiri kaldırdığı için mi kalkar, yoksa halterci kaldırdığı için mi?
Sonuçları sebeplerden sanan cahil!.. Işığın güneşe muhtaç olduğunu düşünmesi gibi, sende bu sebeplere muhtaç olduğunu düşünüyorsun. Oysaki seni ateş ile yakan, ateşsizde yakar. Su ile ıslatan susuzda ıslatır. Yedirerek doyuran, yedirmedende doyurur. Susuzluğunu suyla gideren, susuzda giderir. Yere çekim kuvveti verebilen, itim kuvveti de verebilir. Seni yerde tutan, havada da tutar. Sebeplere sarılacaksan, sebeplerde hiçbir tesir olmadığına inanarak sarıl. Sebebe yapış ama sebepten bilme. Velhasıl, hediyeyi padişahın yaverinden bilip, padişahı unutmak ne büyük bir gaflettir!...
Sebeplerin sahibi Allah-u Zülcelâl dileseydi ateşte ıslanır, suda yanardın. Nasılki şuursuz bir arabanın, şuurlu bir şekilde yolları kat etmesi arabanın marifeti değilse, hiçbir şuuru olmayan ateşin dahi önüne geleni yakıp yıkması ya da suyun herşeyi ıslatması kendi marifeti değil. Sebeplerin sebat ve istikrarı, gafil kalbini kör etmiş. Bu nedenle sebeplerin ve sonuçların yaratıcısı Allah-u Zülcelâl’i unutmuş, sebeplere kulluk ediyorsun. Doğduğun günden itibaren susuzluğun hep takla atarak geçmiş olsaydı, susuzluğunu takla atman sayesinde geçtiğini sanacaktın!.. Susuzluğunu gideren şeyin takla atmak olduğunu zannetmekle, su içmek olduğunu zannetmek aynı şey değil mi? Oruç tutmak, aç kalmak ve bitkin düşmek yüzünden zor geliyor. Çünkü sen doymayı gırtlağından geçen lokma sanıyorsun. Arabanın hareket kabiliyetini gaz pedalından sanmanla, elde ettiğin enerjiyi yediklerinden bilmen arasındaki fark ne? Bir de diyorsunki, yerin çekim kuvveti sayesinde ayaklarım yere basıyor. Kanatları olduğu için uçtuğunu sanan kuş beyinlilerden farkın ne? Suyun kaldırma kuvvetine öyle bir inanmışsınki, su üstünde gemilerin gitmesini neredeyse ondan bileceksin. Acaba ağırlıklar, halterin demiri kaldırdığı için mi kalkar, yoksa halterci kaldırdığı için mi?
Sonuçları sebeplerden sanan cahil!.. Işığın güneşe muhtaç olduğunu düşünmesi gibi, sende bu sebeplere muhtaç olduğunu düşünüyorsun. Oysaki seni ateş ile yakan, ateşsizde yakar. Su ile ıslatan susuzda ıslatır. Yedirerek doyuran, yedirmedende doyurur. Susuzluğunu suyla gideren, susuzda giderir. Yere çekim kuvveti verebilen, itim kuvveti de verebilir. Seni yerde tutan, havada da tutar. Sebeplere sarılacaksan, sebeplerde hiçbir tesir olmadığına inanarak sarıl. Sebebe yapış ama sebepten bilme. Velhasıl, hediyeyi padişahın yaverinden bilip, padişahı unutmak ne büyük bir gaflettir!...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder